Kayseri’de Bir Akşam ve İçime Takılan Bir Soru
Kayseri’de akşamlar her zaman biraz serttir. Rüzgârın şehrin taş sokaklarına çarpıp geri dönmesi gibi, bazı düşünceler de kafamın içinde çarpıp çarpıp geri dönüyor. O gün de öyleydi.
Elimde telefon, rastgele videolar arasında dolaşırken “Düşmanı Korurken” adlı bir sahneye denk geldim. Filmin adı bile garip bir çelişki gibi geldi bana. Düşman kimdi, korunan kimdi? Zaten hayatın kendisi de biraz böyle değil miydi?
Ama asıl takıldığım şey başka bir şeydi: Düşmanı Korurken hangi ülkede çekildi?
Bu soru bir anda basit bir meraktan çıkıp zihnime saplandı. Sanki cevap bulunursa içimdeki bazı düğümler de çözülecekmiş gibi hissettim. O an fark etmedim ama o gece aslında bir filmden çok kendi duygularımın içine bakmaya başlamıştım.
Filmi İzlerken İçimde Açılan Boşluk
Cosmoslighting olarak bu yazımızda “Düşmanı Korurken hangi ülkede çekildi” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
O akşam odamdaki loş ışıkta filmi açtım. Kayseri’nin soğuğu camdan sızarken ben ekranın sıcaklığına tutunmaya çalışıyordum. Dışarıda hayat devam ediyordu ama benim içimde bambaşka bir dünya kurulmuştu.
İlk sahnelerde bile tuhaf bir gerilim vardı. Bir adam, geçmişinden kaçamıyor ama aynı zamanda onu korumaya çalışıyordu. İçimde garip bir his yükseldi. Sanki o adam benmişim gibi.
Kendi kendime fısıldadım:
“Ben de bazen kendimi korumaya çalışırken kendime zarar veriyorum.”
Film ilerledikçe duygularım daha da karıştı. Aksiyon sahneleri vardı ama benim için asıl aksiyon içimdeydi.
Ve yine o soru:
Düşmanı Korurken hangi ülkede çekildi?
Bir yandan sahnelere bakıyor, bir yandan zihnimde cevap arıyordum. Çünkü bazen insan hikâyenin geçtiği yeri değil, kendisinin nerede kaybolduğunu merak eder.
İçimdeki Sessiz Çatışma
Bir sahnede karakter, geçmişindeki bir düşmanı korumak zorunda kalıyordu. O an durdum.
İçimde iki ses konuşmaya başladı:
Bir tarafım dedi ki:
“Bu tamamen strateji. Mantıkla açıklanır. Hayatta kalmak için doğru hamle.”
Diğer tarafım ise susturmadı kendini:
“Hayır… Bu tamamen duygusal bir yük. Kimse düşmanını korumak istemez. Ama bazen mecbur kalır.”
Ben Kayseri’de bir odada otururken, ekranın içindeki hikâye sanki benim hayatıma karışıyordu.
O an fark ettim ki bu film sadece aksiyon değil, bir vicdan hikâyesiydi.
“Düşmanı Korurken hangi ülkede çekildi?” Sorusu Neden Bu Kadar Takıldı?
İnsan bazen en basit sorulara takılır çünkü daha büyük bir sorudan kaçıyordur.
Ben de öyleydim.
Gerçekte merak ettiğim şey sadece çekim yeri değildi. Ama bunu kendime itiraf etmek zor.
Yine de araştırmaya başladım. Farklı kaynaklara baktıkça şunu gördüm: film sahnelerinin farklı ülkelerde çekildiğine dair bilgiler vardı. Özellikle bazı sahnelerin Amerika’da ve Güney Afrika’da geçtiği söyleniyordu. Ama kesin bir tek yer söylemek zor görünüyordu.
Bu belirsizlik bile bana tuhaf bir şekilde tanıdık geldi.
Çünkü benim hayatım da net değildi.
Belirsizlikle Kurulan Bağ
Kayseri’de büyümek bana hep bir şey öğretti: kesinlik her zaman yoktur.
Filmde de aynı şey vardı.
“Düşmanı Korurken hangi ülkede çekildi?” sorusu net bir cevaptan çok, çoklu ihtimallerin arasında kayboluyordu.
Ben de hayatımda öyleydim.
Bazen doğru bildiğim şeyler bile bir süre sonra değişiyordu. İnsanlara dair fikirlerim, kendime dair düşüncelerim…
İçimdeki his çok netti:
“Ben de bazen kendi hikâyemin hangi ülkede geçtiğini bilmiyorum.”
Geceyle Birlikte Derinleşen Duygular
Gece ilerledikçe film de ilerledi. Ama benim için film artık bir ekran değil, bir aynaydı.
Bir sahnede karakter büyük bir kayıp yaşıyordu. O an boğazım düğümlendi.
Kendi kendime itiraf ettim:
“Ben de kayıplarımı tam olarak anlatamıyorum.”
Kayseri’de sessizlik bazen çok yüksek olur. O gece de öyleydi. Dışarıda rüzgâr uğulduyordu ama içimde daha büyük bir ses vardı.
Filmin hangi ülkede çekildiğini düşünmekten çok, neden bu kadar etkilendiğimi düşünmeye başlamıştım.
Duyguların Mantığı Bozduğu An
İçimdeki mantıklı taraf dedi ki:
“Bu sadece bir film. Kamera açıları, kurgu, sahne düzeni.”
Ama duygusal tarafım buna izin vermedi.
“Hayır,” dedim kendi kendime.
“Bu sadece film değil. Bu, içimde bastırdığım şeylerin dışarı çıkışı.”
Ve bu farkındalık biraz canımı yaktı.
Gündelik Hayata Karışan Film
Ertesi gün Kayseri sokaklarında yürürken hâlâ filmin etkisi üzerimdeydi. İnsanlar markete gidiyor, çocuklar okuldan dönüyor, hayat normal akıyordu.
Ama benim içim normal değildi.
Bir bankta otururken tekrar düşündüm:
Düşmanı Korurken hangi ülkede çekildi?
Artık bu soru bir bilgi arayışı değil, bir duyguya dönüşmüştü.
Sanki cevabı bulursam içimde bir şey tamamlanacakmış gibi.
Ama asıl eksik olan şey bilgi değil, huzurdu.
Şehir ve Film Arasında Sıkışmak
Kayseri’nin gri tonlarıyla filmin sahneleri birbirine karıştı. Şehrin sakinliği ile filmin kaosu arasında gidip geliyordum.
Bir yanda gerçek hayatın basitliği vardı, diğer yanda kurgu bir dünyanın yoğunluğu.
İçimdeki his şuydu:
“Ben iki dünya arasında sıkışmış gibiyim.”
Filmin Bıraktığı İz
Günler geçtikçe film aklımda daha da netleşti ama çekim yerinden çok duygusu kaldı.
Artık biliyordum ki “Düşmanı Korurken hangi ülkede çekildi?” sorusu benim için bir başlangıçtı, bir bitiş değil.
O soruyla birlikte şunu da fark etmiştim:
İnsan bazen dış dünyayı merak ederken aslında kendi içini keşfeder.
Kendime Dönüş
Bir gece defterimi açtım. Uzun zamandır yazmadığımı fark ettim.
Şunu yazdım:
“Bazen düşmanı korumak, kendi içindeki parçaları anlamaya çalışmaktır.”
Kalemi bıraktım. Uzun süre öylece durdum.
Çünkü bazı cümleler yazıldıktan sonra insanın içinde yankılanır.
Son Düşünceler
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o sorunun cevabı hâlâ net değil gibi geliyor. Filmin sahnelerinin farklı ülkelerde çekilmiş olabileceğini biliyorum; Amerika ve Güney Afrika gibi yerler anılıyor. Ama artık bunun benim için çok büyük bir önemi yok.
Asıl önemli olan şey şu:
O film bana kendi içimdeki çatışmayı gösterdi.
Ve Kayseri’nin sessiz gecelerinde, bir ekranın ışığında şunu öğrendim: bazen soruların cevabı dışarıda değil, insanın içinde saklıdır.
Bunu da Okuyun: Kalbi hangi meyve güçlendirir ?